genç globan'la alegorik bir yolculuga çıkmaya var mısınız?

Ağustos 31, 2011

Globan Yolu - 5


Genç globan, büyük bir gürültüyle açılan ve beyaz püskülleri akıntıda dalgalanmaya başlayan kapıya doğru heyecanla hamle yaptı. Artık hangi yolları seçeceğine karar vermişti. Tecrübe önemli bir şeydi herhalde ki yaşlı olan iki adam da kendisine tecrübelerine dayanarak nasihat etmişlerdi ama, bir de yüreğinden gelen ses vardı.
Genç globan püsküllere dokunmadan büyük bir maharetle kapıdan çıktıktan sonra süratle Ak Gölü terk etti. Koca bir tünelde milyonlarca globanla birlikte ilerlemeye başladı. Önüne nerede bir yol ayrımı çıksa yüreğinin sesine kulak verecekti. Böylece vermiş olduğu karar tamamen kendisine ait bir karar olacaktı ve sonuçlarında kimseyi sorumlu tutmak zorunda kalmayacaktı. Kendisini bile sorumlu tutmak zorunda değildi çünkü kararını yüreğinin sesiyle vermiş olacaktı.
Önüne ilk yol ayrımı çıktığında varlık aleminin aşağı bölgelerine götürdüğünü tahmin ettiği tünelden gitmeyi tercih etti. Sadece kendini akıntıya bırakması yeterliydi. Hem biran önce ilk konak yerine ulaşıp ölümlü canlara hayat üflemek istiyordu. Varlık aleminin yukarı bölgelerine giden tünelde yokuş yukarı sıkıntılı bir yolculuk söz konusuydu ve zaman alacağı kesindi. O yüzden kararından memnun ilerlemeye devam etti genç globan. Gülümseyerek ilk kararının ne kadar da isabetli olduğunu düşündü. Bir sonraki yol ayrımında da yüreğinin sesini dinleyecekti.
Koca tünelde yol almaya devam ederken karnında taşıdığı aynalara gitti düşünceleri. Aynaların her biri elips şeklindeydi ve ortalarında kocaman bir boşluk vardı. Aynaya bakan biri kendinden ziyade çevresinde var olanları görebilirdi bu aynalarda. Genç globan dudak büktü daha önce dikkatini çekmemiş olan bu önemli ayrıntıyı fark etmiş olmanın şaşkınlığıyla,
“Bir aynada kendini göremeyeceksen ne işe yarar ki o ayna? Ne tuhaf! Karnımda onbinlercesini taşıdığım bu aynalar ölümlü canlara hayat oluyor.”
Akıntıya kapılmış giden bir ayna yanında geçince bu işin sırrını da çözmesi gerektiğini düşünüyordu. Varlık alemindeki her işte olduğu gibi bunda da bir sebep ve açıklama olmalıydı.
Yanından geçtiği birkaç küçük tünelden sonra gözüne kestirdiği ilk büyük tünelden kendini akıntıya bırakıverdi. Yüreği burayı işaret etmişti. İlk Konağı bu tünelin diğer ucundaydı. Nicedir heyecanla ulaşmak istediği ölümlülerin dünyasına birazdan adım atacaktı.
Aşka gelip gidecekleri konağın ismini haykıran bir globan ateşe atlayan kelebekler gibi önünü sonunu düşünmeden savurdu kendini “Kapsüller Ülkesi”ne.
Kapsüller ülkesi, Aynalar ülkesinin hemen aşağısında Yafram Dağının ardındaydı. Yafram dağı sürekli iki ülke arasında salınarak dış dünyadan Aynalar ülkesindeki şeffaf perdelerin ardına halka şeklindeki aynaların yağmasına yardımcı oluyordu. Yafram dağı aynı zamanda Kapsüller Ülkesinin dahil olduğu aşağı varlık alemi ve Aynalar Ülkesinin de dahil olduğu yukarı varlık aleminin arasındaki sınırı oluşturuyordu. Bir de hem Aynalar ülkesinden hem de Kapsüller ülkesinden birer tane daha olduğunu söylüyorlardı yaşlı globanlar. Her şeyiyle birbirlerinin aynı bu ülkeler Yafram dağına dik çizilecek bir eksenin simetrik bölgelerinde bulunuyorlardı.      
            Genç globan Kapsüller ülkesine yaklaşınca iki koldan buraya girildiğini fark etti ama iki yolun da birbirinin aynısı olduğunu anlayınca kendini akışa bıraktı ve ülkenin ön tarafına açılan tünelden Kapsüller ülkesine giriş yaptı. Kapsüller ülkesinin göz alıcı güzelliği genç globanı adeta büyülemişti. Haznesindeki aynaların bir kısmını bırakacağı bu güzel ülkeyi hayranlıkla izlemeye koyuldu.

Ağustos 29, 2011

Globan Yolu - 4




İsminin olmadığı aklına gelince genç globan kendi kendine bundan sonra varlık aleminin her karışını gezerken büyük bir dikkatle gözlem yapması gerektiğini düşündü. Bu şekilde bilgi hazinesini genişletecek ve gelmiş geçmiş en güzel ismi bulabilecekti.
Büyük Ak Göle girişte heyecanını tarif etmeye kimsenin gücü yetmezdi. Gelecek büyük emri beklerken zamanın nasıl geçeceğini, çıkıştaki beyaz püskülleri atlattıktan sonra önüne çıkacak yolları neye göre seçeceğini düşünmeye başladı. Beklerken zaman geçmek bilmiyordu bir türlü. Yanına sokulan yaşı ilerlemiş bir globanı, dibine kadar sokulunca ancak fark etti.
“Genç, ne düşünüyorsun?” Munis sesi, isimsiz globanın içini okşadı.
“Düşünüyorum.”
“Ne düşünüyorsun? Bu varlık alemine neden geldiğini mi?”
“Yok, sadece buradan çıktığımda hangi yolu seçeceğime nasıl karar vereceğimi düşünüyordum.”
“Kolay.” dedi yaşlı globan. “Akıntı seni nereye savurursa oraya git. Neden gittiğini, gidince ne ile karşılaşacağını düşünme ki seçimlerini yargılamak zorunda kalmayasın.”
“Ama,” diye itiraz etti genç globan. “Daha önce başka bir globan seçimlerime dikkat etmem gerektiğini söylemişti. Yaşlanınca istesem de güç yetiremezmişim gençken yapabileceğim şeylere.”
“Sen bilirsin.” Yaşlı globanın pişmanlık taşıyan sesi titrek çıkıyordu. “Ben gençken hayallerimin, yüksek ideallerimin peşinden koştum hep, ne var ki hiçbir şey planladığım gibi olmadı. Bunu ancak şimdilerde anlıyorum.”
Ak Gölün içinde artan basınç sefere çıkma zamanının geldiğini bildiriyordu. Büyük salonun düz olmayan kalın duvarları yavaşça birbirlerine doğru yaklaşmaya başlamıştı. Basınç en yüksek seviyeye ulaşınca bütün globanların, sitanların ve lantillerin bedenleri şiddetle gerilecek ve ortama bomba gibi düşen sesle sefer başlayacaktı. Yaşlı globan anlatmaya devam etti.
“Ama belki de o globan haklıdır. Ben hep planlar yapıp da planlarımın benim arzu ettiğim şekliyle gerçekleşmemesiyle hayal kırıklıkları yaşadım. Sen eğer anı yaşayıp kararlarını olayların akışına göre dikkatli bir şekilde verirsen belki de geleceğin benimkinden daha parlak olur.”
Şimdiye kadar sadece dinlemekle yetinen genç globan iyice gerilen kızıl derisini rahatlatmak için olduğu yerde kıpırdadı. Yaşlı globanın söyledikleri, düşünce dünyasında daha önce hiç var olmamış soru işaretleri oluşturmuştu. Bakışları açılacak püsküllü kapıda yaşlı globanın söylediklerini düşünüyordu.
            Karar vermek ya da seçim yapmak bu kadar önemli miydi bir globanın hayatında? Yani bir tünelden değil de herhangi bir başkasından gitmiş olmak bu kadar etkiler miydi varlık aleminde olacakları?

Ağustos 28, 2011

Globan Yolu - 3



Sarı peltenin içinde koca iplik yumağını kustuktan hemen sonra büyük kardeşleri sitanlar ve küçük kardeşleri lantillerin doğumlarını hayretler içerisinde izlemişti.
Sitanlar çeşit çeşitti. Globanlar gibi birbirlerine çok benzemiyorlardı. Bir kısmı benekliydi ve karınlarında kocaman iki kütle taşıyorlardı. Benekleri diğerlerine oranla küçük olan bu tür sitanlara Sinofil denildiğini hatırladı genç globan. Sinofiller globanlardan cüssece daha iri görünüyorlardı ve varlık aleminde şiddetli depremlerin oluşmasına yol açan Paratinoid’lerle savaşmak için her türlü teçhizatla donatılmışlardı.
Bir diğer benekli sitan grubu koca benekli Ofillerdi. Ofillerin karınlarında da şekilsiz bir yumru vardı ve nüfusları en seyrek olan Sitanlar bunlardı. Kocaman ağızlarıyla görenleri dehşete düşürüyorlardı ve varlık aleminde en ücra karanlık kuytulara kadar ulaşıp ölümlülerin, artık hayat taşımayan cesetlerini ve dış dünyadan gelen istilacıları canlı canlı yok etmek için programlanmışlardı.      
Benekli olan diğer sitan grubu Narofil’lerdi. Narofiller Sitanların neredeyse yüzde doksanını oluşturuyordu ve sarı peltede globanlardan sonra en fazla Narofiller üretiliyordu. Onların da Ofiller gibi kocaman birer ağzı vardı ve varlık alemine gerçekleştirilen istilalara karşı çok önemli görevler üstleniyorlardı. Varlık aleminin en büyük düşmanlarından olan istilacı Tarolar ve Aktaların nüfusları  artınca ve benekli Ofiller canla başla onları ya yok ediyor ya da dış dünyaya kovuyorlardı.
Bir de beneksiz sitanlar vardı ki, onlardan Ofsitler globanların yoluna çok çıkmadıklarından onlar hakkında çok bilgileri yoktu. Sarı peltede üretildikten sonra varlık aleminde çok farklı bir boyuta geçiyor, karanlık, karışık labirentler dünyasında varlık aleminin dış dünyadan gelen istilacılara karşı savaşında strateji yöneticileri oluyorlardı. Aralarında Taro ve Aktalar tarafından işgal edilmiş ölümlü varlık alemi sakinlerini, acımasızca yok eden katiller grubu da vardı. Globanlar arasında ofsitlerin karınlarının vücutlarının büyük bir bölümünü oluşturduğuna dair söylentiler vardı. Genç globan, Ofsitlerden görebilmek için çok çaba sarf ettiği halde henüz bir tanesine bile rastlamamıştı.   
Sonuncu sitan grubu ise Onsitlerdi. Benekleri olmayan bu sitanlar koca ağızlarıyla zaman zaman Ofisitlerin yaşadığı karanlık labirentler dünyasına gidiyor, orada devasa boyutlara ulaşarak varlık aleminin en acımasız katillerine dönüşüyorlardı. Dev Onsitler, labirentlerdeki dehşet saçan görüntüleriyle varlık alemi sakinleri tarafından Ofraj ismiyle anılıyorlardı.
Sitanların haricinde globanların bir de lantil adlı küçük kardeşleri vardı. Lantiller globanlarla birlikte bütün varlık alemini tünellerde dolaşıyor ve görevlerini bekliyorlardı. Lantiller yaşamla ölüm arasında bir boyutta varlıklarını devam ettiriyorlardı. Varlık aleminden dış dünyaya istenilmeyen bir kaçak oluşması durumunda, bu kaçağı tıkamak lantillerin göreviydi. Hızla dış dünyaya doğru atılan globan ve sitanların önüne birer set oluyorlar, böylece varlık aleminin sürekliliği adına önemli bir rol oynamış oluyorlardı. Lantillerin yokluğunda dış dünyaya açılacak küçük bir kaçak bile varlık aleminin sonu olabilirdi.
            Genç globan bunları düşünürken çoktan Ak Göle yaklaşmıştı. Bu sefer girişteki beyaz püsküllere çarpmamaya gayret gösterecekti. Ak Gölden sonra asıl yolculuğu başlayacaktı. Varlık aleminde yaşayan milyonlarca ölümlüye karnındaki madenlerin tardımıyla hayat kaynağı aynalar taşıyacaktı. Yakınından süratle geçen globanlar, Sinofiller, Narofiller ve az sayıda Ofiller bu ilk büyük sefer öncesinde genç globanın heyecanını artırıyordu.

Globan Yolu - 2



Aceleyle beyaz parlak püsküllü bir yapısı olan kapıya doğru koşuşturmaya başladı genç globan. O kapının ardında yepyeni bir dünya vardı, ve bu, genç globanın heyecanına heyecan katıyordu. Doğduğu yerden şimdi ayrılmak üzere olduğu Kara Göl’e gelene kadar yarı uykulu vaziyette yolculuk yapmıştı. Bu yüzden varlık alemiyle ilgili hatırladığı şeyler silik birer görüntüden öteye geçmiyordu. Yine de, beyaz püskülleri kendini akıntıya kaptırmış globanların etkisiyle savrulmaya devam eden kapıya doğru ilerlerken, bu kapının ötesinde gördüklerini hatırlamaya çalıştı.
Bu varlık alemine uyanması iki ucu şişkin, oldukça uzun bir tünelde gerçekleşmişti. Gözenekli ve sert bir dış koruma kalkanı olan bu tünelin iç kısmı yumuşak, yapışkan, sarı bir pelte ile doluydu. Bütün globanlar ve globanların büyük kardeşleri sitanların doğdukları yer burasıydı. Globanlar doğduklarında sitanlar gibi koca bir karınla uyanıyorlardı ve aslına bakılırsa koca karınlı oldukları bu zamanlarda kardeşleri sitanlar dahil hiç kimse onlara globan demiyordu. Gerçek bir globan olabilmek için on binlerce maden parçacığını karınlarına tıka basa doldurabilmeleri gerekiyordu. Kırmızı renkli, sayıları yüzbinleri bulan maden parçacıklarını yutabilmeleri ancak karınlarındaki büyük bir yumak ipliği kusmalarıyla mümkündü. Beyaz renkli bu yumağı kusmaları onların ileride bir daha çocuk sahibi olabilmelerini imkansız kılıyordu ama kutsal seferlerinde bütün varlık alemine yapacakları hizmet onları bir an bile tereddüt etmeden gerçek bir globan olma yolunun en zor aşamasında motive etmeye yetiyordu. İlk aşamayı başarıyla geçip ip yumağını bin bir güçlükle kusan globanların karınlarında sırtlarına doğru kocaman bir göçük oluşuyordu. Sonradan yuttukları madenler bile karınlarını eski şişkin haline getiremiyordu ve bütün ömürlerini karınları sırtlarına yapışık şekilde geçirmek zorunda kalıyorlardı. Aslına bakılırsa bu o kadar da kötü değildi. Göz alıcı parlak kırmızı derileri güzelliklerini bütün açıklığıyla ortaya koymaya yetiyordu. Bir de kolları ve bacakları yoktu ve içeriye göçük karınları ihtiyaç duydukları şeyleri taşımak için bulunmaz bir fırsat oluyordu globanlar için.
Düşüncelerinden sıyrılan genç globan arkadan ittirenlerin de yardımıyla beyaz püsküllü kapıya kolayca ulaştı ve sert, bir o kadar da tüylü kapı püsküllerinin parlak kırmızı derisine sürtünmesiyle koca bir kahkaha savuruverdi. Çevresinde kendilerini akıntıya bırakmış diğer globanların ters bakışları arasında bir daha bu püsküllere dokunmamaya dikkat ederek ilerlemeye çalıştı.
Yanına sokulan genç ama daha deneyimli bir diğer globan gülümseyerek selamladı ilk seferine çıkan acemi globanı,
“Merhaba acemi yolcu. Püsküllerle bu kadar samimi olduğuna göre ilk seferine çıkıyor olmalısın?”
Deneyimli globan tane tane konuşuyordu.
“Benim ismim ‘Orak.’”
Acemi globanın isminin olmasına şaşırdığını hissedince yüzündeki gülümseme iyice belirginleşti.
“Bir isim seçmek için ilk yedi seferi bitirmeyi bekleyemedim. Bu benim 6. seferim ve çoktan bir isim seçtim kendime. 3. seferimde yaşlı bir globan anlatmıştı.” diye hatırlamaya çalıştı Orak. Çok fazla vakitleri olmadığını bildiğinden, aklına geldiği kadarıyla anlatmaya devam etti. Karınlarındaki iplik yumağını kusmalarının kaçınılmaz bir sonucu da işte böyle güçlükle hatırlayabilmeleri oluyordu anılarını.
“Herkes orak olamaz, dedi yaşlı globan.” diye devam etti Orak. “Bin globandan ancak biri olabiliyormuş...”
Büyük bir tünelden geçiyorlardı ve genç globanın ilk kez çıktığı küçük seferin son durağı olan konaklarına varmalarına az bir zamanları kalmıştı. “Aynalar Ülkesi”ydi küçük seferin son durağı. Her büyük seferden sonra küçük sefere çıkıp Aynalar Ülkesi’nde ayna topluyordu globanlar.
Orak hikayesini daha bitirmemişti ki, Aynalar Ülkesi’nin sınırlarından içeri girdiler. Burada binlerce küçük tünel vardı ve genç globan ilerledikçe tünellerin daraldığını ve akıntının yavaşladıklarını hissetti. Bu tünellerin hepsi şeffaf perdeler dünyasına açılıyordu. Genç globan Orak’ın sadece uzaktan gelen sesini duyabildi. Farklı tünellere doğru sürüklemişti akıntı onları.
“Orak olabilen biri olursa, sonra bütün globanlara da öğretebiliyormuş nasıl orak olunduğunu.”
Sesi duyamaz oldu çok geçmeden.
Aynalar şeffaf perdelerin ötesinde, varlık aleminin yukarı kapısından tane tane yağıyordu “Aynalar Ülkesi”ne. Aynalar Ülkesi globanların karanlıkta yaşamaya alışmış bedenlerinin varlık aleminin dışındaki dünyanın ışığına en yakın oldukları yerdi. Burada globanlar iyice yavaşlıyor ve şeffaf perdelerin ardından topladıkları aynaları büyük bir özenle yutarak karınlarına hapsediyorlardı. Karınları aynalarla dolunca derilerinin kırmızısı o kadar parlak, o kadar alımlı oluyordu ki bazen globanlar Aynalar Ülkesi’nin cazibesine kendilerini kaptırıp buradan hiç ayrılmamayı hayal ediyorlardı. Fakat arkadan gelen ve aynalara aç diğer globanların ittirmesiyle bir hülyadan uyanır gibi silkinip hızlanmaya başlıyor, ardından küçük seferlerinin başlangıç noktası Kara Göl’ün hemen yanında olan diğer bir salonun yolunu tutuyorlardı, “Ak Göl”.
Ak Göl yolunda aklı yine varlık alemine doğduğu diyarlara gitti. Sarı peltenin içinde koca iplik yumağını kustuktan hemen sonra büyük kardeşleri sitanlar ve küçük kardeşleri lantillerin doğumlarını hayretler içerisinde izlemişti.

Ağustos 27, 2011

Globan Yolu - 1


Heyecandan yerinde duramıyordu ilk seferine çıkacak globan. Olduğu yerde sağa sola hareket ediyor, etrafındaki diğer globanlar gibi yüksek sesin vereceği emri bekliyordu. Kendisini çok zinde hissediyordu hissetmesine ama ilk kez çıkacağı sefer heyecandan bütün bedenini titretiyordu. Yaşlısından gencine, irisinden ufağına milyonlarca globanın bekleştiği, çok geniş bir salonda sabırsızlıkla teçhizatlarını kontrol etmeye başladı. Her şeyin yerli yerinde olduğundan emin olduğunda, çok önemli bir şey hatırlamış gibi hareket etmeden kalakaldı olduğu yerde. Aniden etrafta kendisinden daha bilgili birilerini aramaya başladı;
“Genç globan isminin ne olduğunu bilmiyordu.”
Bu önemli detay daha önce neden aklına gelmemişti acaba. Şimdiye kadar kimseyle konuşma fırsatı bulamayacak kadar genç olmasından olabilirdi belki de.
“Acaba diğer globanların isimleri var mı?”
Çekinerek, yaşlı olduğunu kırışmış ve kararmış derisinden anladığı bir globana yaklaştı.
“Afedersiniz, size bir soru sorabilir miyim?” Heyecanı gergin derisinde zor fark edilir bir titremeye neden olmuştu.
“Tabi sorabilirsin genç” dedi yaşlı globan. “Ama acele etmezsen sorunu soramadan birazdan verilecek emre itaat edip salonu terk etmek zorunda kalacağız.”   
Genç globan utanarak kısık sesle sordu sorusunu,
“Şey, ben ismimi bilmiyorum.”
Genç globanın yaşamının ilk çağlarında olduğunu gösteren parlak kıpkırmızı derisi yaşlı olanını çok eski zamanlara götürdü. Kısa bir dalgınlığın ardından gülerek yaklaştı genç globana,
“Biz globanların ismi olmaz.” dedi, “ama çok istersen bir isim koyabilirsin kendine.”
“Ama nasıl olur? Bu kadar globan birbirini nasıl tanıyor. Nasıl birbirlerini diğerlerinden ayırt edebiliyorlar?”
Gencin masum sorusu yaşlı olanı gülümsetmişti. Kendisinin de bu kadar saf olduğu ve derisinin göz alıcı kırmızısının gören bütün globanları kıskandırdığı zamanları hatırladı. Varlık aleminde henüz hiçbir yer görmemiş olduğu ve var olan her şeyin kendisi için var olduğunu düşündüğü zamanlardı o zamanlar. 
Emrin geleceği giderek yükselen basınçtan anlaşılıyordu. Yaşlı globan aceleyle cevapladı,
“Hiçbir globan bir diğerini tanımak zorunda değil.” dedi.
Emrin habercisi basınç iyice artmıştı. Yaşlı globan basıncın etkisiyle birbirlerine sokulan diğer globanların arasında genç globanı kaybetmemek için iyice yaklaştı.
“Sadece arkadaşlar edinebilirsin kendine ama onları ne zaman kaybedeceğini bilemezsin. O yüzden en iyisi hiç arkadaş edinme. Bu tavsiyemi unutma sakın.”
Hepsi ilk bakışta birbirinin aynıymış gibi görünen milyonlarca globan arasında kaybolan yaşlı globanın söylediklerini anlamaya çalışırken vücudunun bütün zerrelerinde hissetti gelen emri. İsmi “Kara Göl” olan bu salonu terk edip uzun yolculuğuna başlamalıydı artık. 
Globanların giderek artan hareketliliği de seferin başlangıcı için heyecanlandıklarının en güzel göstergesiydi. Emrin en şiddetli şekilde hissedileceği ana kadar nefesini tutmak istedi. Bir yandan da isminin ne olabileceğini düşünüyordu. Heyecandan mı, gençliğin vermiş olduğu cehaletten mi, ilk seferin yaklaşmasıyla artan korkusundan mı bilinmez bir türlü güzel bir isim bulamıyordu. Sinirlerinin iyice gerilmiş olduğu bir anda yaşı kemale ermiş bir diğer globan yaklaştı.
“Biraz önce yaşlı globanla konuştuklarınızı duydum.” dedi umursamaz bir tavırla. “Benim de bir ismim yok ama hayat tecrübem var. Bu kesinlikle daha önemli. Yani tecrübe sahibi olmam bir ismim olmamasından daha çok şey ifade ediyor benim için.”     
Genç globan anlamadı söylenilenleri ama nefesini tutmaktan vazgeçti ismi olmayan bu globanı dinlerken.
“Ama tabi sen bir ismin olmasını isteyebilirsin, bu en doğal hakkın. Fakat bunun kimsenin umurunda olmayacağını söylemek zorundayım.”
Niye şimdi tam da ilk seferine çıkacakken böyle huysuz bir globanla karşılaşmıştı k? İçinden hayıfla meydan okurcasına söylendi.
“Sen ne söylersen söyle benim bir ismim olacak. İsmim olmazsa neye yarar ki bir globan?”
İsimsiz globan biraz sonra kaçıncısı olduğunu çoktan unuttuğu yeni seferine çıkmak için hazırdı. İlk zamanlardaki hevesi kaçmış sadece bir rutini tekrar edenlerin gevşekliğiyle basıncın en yüksek seviyeye ulaşmasını bekliyordu. Vücudundaki gerginlik arttıkça artık eskisi kadar dinç ve zinde olmadığının daha iyi fark ediyordu. Söylediklerinden hiç de hoşnut olmadığını anladığı genç globana son kez seslendi. Onu bir daha görmesinin mümkün olmadığını gayet net biliyordu.
“Şimdi çıkacağın sefer büyük sefere bir ön hazırlık. Her globan iki çeşit seferi sürekli tekrar eder. Biri küçük diğeri büyük bu iki sefer, varlık aleminin, devamlılığı için olmazsa olmazlarındandır. Küçük seferde karnındaki madenlerin her birine dört büyük parlak ayna yapışacak ve büyük seferde ulaşacağın konaklarda bu aynalarla hayat olacaksın ışığını kaybetmeye başlayan ölümlülere.”
Artan hareketlenmeyle birlikte kendisinden uzaklaşmaya başlayan genç globana sesini duyurmak için bağırmaya başladı.
“Delikanlı, çıktığın bu seferi belki yüzlerce kere tekrar edeceksin. Ama şunu bil ki ilk yedi seferinin diğerlerinden çok daha önemli ve değerli olduğunu çok zaman sonra fark edeceksin. Tecrübe dedim ya, ben bunu tecrübe ettim işte. Sakın aklından çıkarma, yedi seferin her birisinde farklı bir yol denemelisin. Bu yolculukta her yol seni ayrı bir konağa götürür, birbirinden çok farklı özelliklere, fıtratlara sahip ölümlülerle dolu konaklara. Sadece gençken kendinde yeni yolları denemek için gerekli heyecan ve enerjiyi bulabilirsin. Yaşlanınca artık akıntı nerede daha kuvvetliyse senin yolun da orası olur. Dediklerimi sakın unutma.”
Milyonlarca globanın artık neredeyse iç içe geçmiş olduğu Kara Göl’de basınç o kadar yüksekti ki oluşacak en küçük bir boşluktan dışarıya globanların son sürat fırlaması an meselesiydi. İsmi olmayan globan son bir gayretle genç olana seslendi,
“Gerçekten isminin olmasını çok istiyorsan bu yedi sefer sonrasında isim seç kendine.”
Sözünü bitirir bitirmez salonda büyük bir gürültü koptu. Açılan kapılardan birbirinin aynı milyonlarca globan dışarıya atıldı. Hepsi midelerinde taşıdıkları değerli madeni, varlık aleminin dört bir ucuna ulaştıracakları aynalarla süslemek için birbirleri ile yarışıyorlardı adeta. Midelerindeki maden, derilerinin parlak kırmızı renginin en güzel tonuyla açığa çıkasını sağlıyordu.
Kalabalığın arasında, ismini yedinci seferinin sonunda seçmeye karar vermiş olan genç globan da büyük bir gayretle ilerlemeye başladı. Midesini son haddine kadar doldurmuştu. Gideceği konaklarda karnındaki madenlerle taşıyacağı aynaları dağıtarak varlık aleminin devam etmesi için gerekli olan bu görevini eksiksiz yerine getirmiş olmak istiyordu.