Genç globan, büyük bir gürültüyle açılan ve beyaz püskülleri akıntıda dalgalanmaya başlayan kapıya doğru heyecanla hamle yaptı. Artık hangi yolları seçeceğine karar vermişti. Tecrübe önemli bir şeydi herhalde ki yaşlı olan iki adam da kendisine tecrübelerine dayanarak nasihat etmişlerdi ama, bir de yüreğinden gelen ses vardı.
Genç globan püsküllere dokunmadan büyük bir maharetle kapıdan çıktıktan sonra süratle Ak Gölü terk etti. Koca bir tünelde milyonlarca globanla birlikte ilerlemeye başladı. Önüne nerede bir yol ayrımı çıksa yüreğinin sesine kulak verecekti. Böylece vermiş olduğu karar tamamen kendisine ait bir karar olacaktı ve sonuçlarında kimseyi sorumlu tutmak zorunda kalmayacaktı. Kendisini bile sorumlu tutmak zorunda değildi çünkü kararını yüreğinin sesiyle vermiş olacaktı.
Önüne ilk yol ayrımı çıktığında varlık aleminin aşağı bölgelerine götürdüğünü tahmin ettiği tünelden gitmeyi tercih etti. Sadece kendini akıntıya bırakması yeterliydi. Hem biran önce ilk konak yerine ulaşıp ölümlü canlara hayat üflemek istiyordu. Varlık aleminin yukarı bölgelerine giden tünelde yokuş yukarı sıkıntılı bir yolculuk söz konusuydu ve zaman alacağı kesindi. O yüzden kararından memnun ilerlemeye devam etti genç globan. Gülümseyerek ilk kararının ne kadar da isabetli olduğunu düşündü. Bir sonraki yol ayrımında da yüreğinin sesini dinleyecekti.
Koca tünelde yol almaya devam ederken karnında taşıdığı aynalara gitti düşünceleri. Aynaların her biri elips şeklindeydi ve ortalarında kocaman bir boşluk vardı. Aynaya bakan biri kendinden ziyade çevresinde var olanları görebilirdi bu aynalarda. Genç globan dudak büktü daha önce dikkatini çekmemiş olan bu önemli ayrıntıyı fark etmiş olmanın şaşkınlığıyla,
“Bir aynada kendini göremeyeceksen ne işe yarar ki o ayna? Ne tuhaf! Karnımda onbinlercesini taşıdığım bu aynalar ölümlü canlara hayat oluyor.”
Akıntıya kapılmış giden bir ayna yanında geçince bu işin sırrını da çözmesi gerektiğini düşünüyordu. Varlık alemindeki her işte olduğu gibi bunda da bir sebep ve açıklama olmalıydı.
Yanından geçtiği birkaç küçük tünelden sonra gözüne kestirdiği ilk büyük tünelden kendini akıntıya bırakıverdi. Yüreği burayı işaret etmişti. İlk Konağı bu tünelin diğer ucundaydı. Nicedir heyecanla ulaşmak istediği ölümlülerin dünyasına birazdan adım atacaktı.
Aşka gelip gidecekleri konağın ismini haykıran bir globan ateşe atlayan kelebekler gibi önünü sonunu düşünmeden savurdu kendini “Kapsüller Ülkesi”ne.
Kapsüller ülkesi, Aynalar ülkesinin hemen aşağısında Yafram Dağının ardındaydı. Yafram dağı sürekli iki ülke arasında salınarak dış dünyadan Aynalar ülkesindeki şeffaf perdelerin ardına halka şeklindeki aynaların yağmasına yardımcı oluyordu. Yafram dağı aynı zamanda Kapsüller Ülkesinin dahil olduğu aşağı varlık alemi ve Aynalar Ülkesinin de dahil olduğu yukarı varlık aleminin arasındaki sınırı oluşturuyordu. Bir de hem Aynalar ülkesinden hem de Kapsüller ülkesinden birer tane daha olduğunu söylüyorlardı yaşlı globanlar. Her şeyiyle birbirlerinin aynı bu ülkeler Yafram dağına dik çizilecek bir eksenin simetrik bölgelerinde bulunuyorlardı.
Genç globan Kapsüller ülkesine yaklaşınca iki koldan buraya girildiğini fark etti ama iki yolun da birbirinin aynısı olduğunu anlayınca kendini akışa bıraktı ve ülkenin ön tarafına açılan tünelden Kapsüller ülkesine giriş yaptı. Kapsüller ülkesinin göz alıcı güzelliği genç globanı adeta büyülemişti. Haznesindeki aynaların bir kısmını bırakacağı bu güzel ülkeyi hayranlıkla izlemeye koyuldu.