genç globan'la alegorik bir yolculuga çıkmaya var mısınız?

Eylül 07, 2011

Globan Yolu - 8


Genç globan aklından bir türlü Kapsüller Ülkesinde gördüklerini çıkaramıyordu. Merulus tünelinin sonunda bütün bedeninde hissettiği büyük çekim halen korkudan titremesine sebep oluyordu. Ya çekime kapılıp lanetli Elvis Gölünün pis kokulu sularını boylamış olsaydı? 
O karanlık tünelleri zihninden silip atmak için silkelendi. Olduğu yerde zıplayarak, çevresinde bekleşen diğer globanları seyrederek vakit geçirmeye çalıştı. Basıncı iyice artan Ak Gölden çıkış saati yaklaşıyordu. Bu sefer kesinlikle Kapsüller Ülkesine gitmeyecekti. İlk seferinde karşısına çıkan yol ayrımlarını iyice bellediğinden bunu başarması güç olmayacaktı.
İsimsiz globan, Ak Gölden ilk çıkanlardan olabilmek için püsküllü kapıya doğru ümitsiz bir hamle yaptı. Ne var ki, karınlarını aynalarla doldurup derilerinin kızılını iyice parlatan globanlar Ak Gölü tamamen doldurmuş, adım atacak yer bırakmamışlardı. Yanından geçerken ittirmek zorunda kaldığı bir globan sinirle durdurdu genç olanı,
“Ne yaptığının farkında mısın? Bu şekilde ittirmeye devam edersen aynalarımızı paramparça edeceksin.”
“Çok özür dilerim, ben sadece kapıya yakın olmak istemiştim.” Sesi oldukça mahcup çıkmıştı. Özrü işe yaramış olacak ki kendisine kızan globan da pişman oldu sert tavrından,
“Sen yeni bir globan olmalısın.” diye söze başladı. “O yüzden seni affediyorum, ama bundan sonra daha dikkatli hareket et. Aynalarımız bizim en kıymetli hazinelerimiz ve hiçbirimiz onlara zarar gelsin istemeyiz.”
“Anladım, efendim. Bir daha olmaz.”
“Neyse, boş verelim bu tatsızlığı şimdi, gelecek emri beklerken bana gittiğin yerlerden bahset.”
Genç globan kendisinden daha yaşlı olan bu meraklı globanın bu isteği karşısında şaşırsa da belli etmedi. Ne de olsa meraklı globan kendisinden daha fazla yer görmüş olmalıydı.
“Şey, ben sadece Kapsüller Ülkesine gittim.”
“Gerçekten mi?” diye heyecanla çığlık attı meraklı globan. “En son görmek isteyeceğim bir konak.”
 “Neden” diye soracaktı genç globan ama ürkütücü Merulus tünelini hatırlayınca vazgeçti.
 “Ben hayatım boyunca oraya gitmemek için elimden geleni yapacağım. Kapsüller Ülkesine gidenler şimdiye kadar hiç güzel şeyler anlatmadılar.”
Genç globan Kapsüller ülkesinde gördüklerinden tedirgin olmuştu ama orada yaşayan ölümlülerin de aynalara ihtiyacı vardı ve ilerleyen zamanlarda yine gideceğine hiç şüphesi yoktu.
“Bana kalırsa size fazla abartılı anlatmış olmalılar. Ben orada bir Efron’la konuştum ve gayet iyi bir ölümlüydü.” diye meraklı globana anlatılanların çok da gerçeği yansıtmadığını ifade etmeye çalıştı.
Söylenilenleri hiç duymamış gibi heyecanla araya giren meraklı globan, hemen en son duyduğu tüyler ürperten hikayeyi anlatmaya başladı.
“Kapsüller Ülkesindeki Elvis Gölünü duymuşsundur, hatta büyük çekim seni de yutmak istemiştir.” dedikten sonra genç globanın söylediklerini onaylamasıyla anlatmaya devam etti. “İşte o lanetli çekimin yuttuğu globanlar Elvis Gölünün iğrenç kokulu sularında son nefeslerini verince herkesin düşündüğü gibi dış dünyaya gönderilmiyorlarmış.”
Anlatılanları duyan birkaç globan merakla yaklaştı. Genç globan, yükselen hayret nidalarıyla dikkati dağılan meraklı globanı devam etmesi için uyardı. Ak Göldeki basınç iyice arttığından her an püsküllü kapı açılabilir ve konuşmaları yarım kalabilirdi.
Dinleyicilerinin çoğalmasından memnun olan meraklı globan acele etmeden devam etti,
“Lanetli Elvis Gölü, ölü globan bedenlerini öğütüp un ufak ediyormuş. Sonra da keskin kokulu Re’lerle birlikte güneş renkli kayalara çeviriyormuş onları.”
Giderek artan şaşkınlık ve korku belirtileri meraklı globanın anlatırken iyice kendinden geçmesine sebep oldu.
“Girdaplar oluşunca da bu kayalar şiddetle birbirlerine çarpıp bütün varlık aleminde çok büyük depremler yaşanmasına sebep oluyormuş.”
Artan uğultu globanların anlatılanlardan oldukça etkilendiğini gösteriyordu. Genç globan anlatılanların ne derece gerçek olduğunu kestiremese de anlatılanlardan etkilendiğini hissedebiliyordu. Biran önce kapının açılmasını diledi. Burada biraz daha kalırsa sinirlerinin iyice gerileceğine emindi.
Meraklı globan ise püsküllü kapının hiç açılmamasını diliyordu. Çevresinde biriken kalabalık bir anda kendisini önemli biri gibi hissettirmişti. Anlattıklarının çoğuna inanmıyor olsa da bunun çok bir önemi yoktu. Önemli olan anlattıklarının diğer globanlar üzerinde bıraktığı etkiydi.
Meraklı globan yaşadığı bu deneyimin tadını çıkarmaya devam etmek için düşüncelerinden sıyrılıp anlatmaya devam etti. Yükselen basınç nedeniyle globanlar tıkış tıkış olmuş, gelecek emri bekliyorlardı.
“Bu depremler globanlar dahil bütün ölümlüleri etkisi altına alıyormuş. Ta ki güneş renkli kayaların dış dünyaya atılmasına kadar.”
Araya giren bir globan itiraz etti.
“Peki neden böyle bir şey yapsın Elvis Gölü? Neden acı çektirmek istesin bütün varlık alemine?
Meraklı globan böyle bir soru beklemediğinden bocaladı önce ama çabucak toparlamasını bildi.   
“Ben nereden bileyim? Bana neden soruyorsun? Kapsüller Ülkesine gittiğinde Elvis Gölüne sorarsın. O lanet gölü boyladığında.”
Soruyu soran globan sorduğuna pişman oradan uzaklaşırken, meraklı globan çok vakti kalmadığını bilerek son sözlerini söyledi,
“Ben sadece duyduklarımı söylüyorum, inanıp inanmamak da serbestsiniz. Ama ben kesinlikle ömrümün sonuna kadar o lanetli Kapsüller Ülkesine gitmemek de kararlıyım.”
Genç globan, anlatılanları, meraklı globanın tavır ve davranışlarını tahlil etmeye fırsat bulamadan Ak Gölün kapısı açıldı. Genç globan da, anlatılanlara inanıp inanmamak da karar verememiş diğer globanlar da, anlatacakları henüz bitmemiş olan Meraklı globan da açılan dev kapıya doğru savruldu. Akıntının önünde savrulan püsküllerden kaçamayan globanlardan yükselen esrik kahkaha sesleri sinir bozucu olsa da hiçbir globan yoldan geri durmadı ve kendilerini bekleyen uzun sefere bir an önce başlamak için heyecanla ileri atıldı.
Genç globan bu seferde nelerle karşılaşacağını bilmiyordu ama her geçen saniye daha çok deneyim kazanıyor olmanın vermiş olduğu heyecanı iliklerine kadar hissediyordu.
Kapıdan geçtikten sonra yine yüreğinin sesi gideceği ülkenin neresi olacağını belirleyecekti. İleride kendisinde tavsiye isteyecek genç globanlara vereceği ilk öğüt yüreğinin en derinlerinde filizlenmişti,
           “Yüreğinin götürdüğü yere git.”

Eylül 03, 2011

Globan Yolu - 7


Genç globan taşıdığı aynaların büyük bir bölümünü aktardığında ölümlüler doyum noktasına ulaşmıştı. Her ne kadar kendisini biraz halsiz hissetse de mutluluktan yerinde duramıyordu. Varlık aleminin devam etmesi adına küçük de olsa bir faydası olmuştu. Tam olduğu yerden ayrılacakken derinden gelen bir ses dikkatini çekti,
“Genç, yaklaşsana biraz daha... Ben çok yaşlıyım, sesim çok fazla çıkmıyor.”
Genç globan homurtusu sinirlerine dokunan yapışkan duvara yaklaşmak istemese de yaşlı sesin masum tınısı yavaşça duvara doğru yaklaşmasına sebep oldu.
“Siz de kimsiniz?”
“Ben yaşlı bir Efron’um.”
İsmi olmayan genç globan duvara iyice yaklaştığından rahatlıkla duymaya başlamıştı yapışkan duvarın ardından kendisine seslenen yaşlı Efron’u.
“Efron mu? Ne ki Efron?”
“Kapsüller Ülkesinin her bir ferdine Efron denir.” dedi, sonra da daha önce söylediğini unuttuğundan tekrarladı başta söylediğini.
“Ben yaşlı bir Efron’um. Efronlar Kapsüller Dünyasının sakinleridir.”  
“Peki ne yapar Efronlar.”
“Efronlar ölümlülerin teri olan pis kokulu Re’leri dış dünyaya göndermekten sorumludur. Her kapsül, yani her bir Efron, yakalayıp hapsettiği Re’leri dünyamızın merkezindeki büyük göle gönderir. İsmi Elvis olan bu göl hiç kimsenin görmek istemeyeceği lanetli bir göldür. Elvis gölünün karanlık suları Re’leri en derinlerine hapseder ve ne zaman ortaya çıkacağını bilemediğimiz girdaplarla dış dünyaya gönderir. Bu göle düşen bir daha kurtulamaz.” Yaşlı Efron sesindeki gizemi artırarak anlatmaya devam etti.
“Ara sıra yükselen çığlık seslerini duyuyor musun?”
Genç globan dikkat kesildi çığlıkları duyabilmek için. Bir sürü ses arasından duyduğu dehşet veren çığlıklar, globanın yüreğini ağzına getirmek için yetti de arttı.         
“Yaşlı globanların çığlıkları bunlar.” dedi yaşlı Efron, genç globanın korktuğunu hissetmesinden zevk aldığını belli eden bir sesle.
“Korkmana gerek yok, sen daha gençsin.” diye devam etti gülerek. “Merulus tünelinin sonunda sadece çok yaşlı olanlar büyük çekimden kurtulamaz ve Elvis gölünün dibini boylarlar. Burada onları kurtaracak kardeşleri Lantiller de olmadığı için doğruca dış dünyada bulurlar kendilerini. Yani ölümün kucağında.” dedi yaşlı Efron, anlattıklarının genç globan üzerinde bıraktığı etkiden memnun bir şekilde.
“Neyse, ben sana teşekkür etmek istemiştim sadece. Söz nerelere geldi bak. Aynaları ta nerelerden getirdin yardımıma. Çok sağol.”
Genç globanın tepki vermeden beklediğini görünce uyardı onu.
“İyi dinle beni. Çok fazla zaman kaybetme buralarda, tehlike her an seni yakalayıp dış dünyanın tekinsiz iklimine sürükleyebilir. Acele et, daha göreceğin çok yerler var, ama burada gördüklerin, duydukların hep aklında olsun. Ha bir de...” diye uyardı gitmek için sabırsızlanan globanı,
“Eğer bir ismin yoksa ve güzel bir ismin olmasını istiyorsan, Efron koyabilirsin ismini. Efronlar varlık aleminin en değerli ölümlüleridirler.”
Sesindeki buyurganlık genç globanın bir an önce bu korku tünelinden uzaklaşması için yetti. Korkuyla karışık tedirginlikle Merulus tünelinin sonuna geldiğinde kendisini gerisin geri tünele doğru çeken büyük çekimi fark etti. Bütün enerjisini toplayarak ileriye atılan diğer globanlar gibi o da yüklendi bütün gücüyle. Aralarda dengelerini kaybedip, yaşlı globanlarla birlikte yapışkan duvarlara doğru savrulan gençleri de görünce genç globan ümidini kaybeder gibi oldu ama bir anda kendisini Merulus’un ve ardından da Kapsüller Ülkesinin dışına atınca yine hayat dolu bir sevinç kapladı bütün bedenini.
Şimdi geri dönüş başlamıştı. Önce Kara Göle gidecek, parlaklığı kaybolan derisi Aynalar Ülkesinde yeniden ışıltısını kazanacak ve Ak Göle geri dönecekti. Ak Gölden sonra yine yeni bir sefere çıkacaktı. Globanların hayatında dinlenmeye yer yoktu. Hep çalışıp, ölümlülere hayat taşımayı yaşamlarının gayesi yapmışlardı.
Genç globan dönüş yolunda geride kalan ilk büyük seferini düşünüyordu. 
Gönlünün sesini dinleyerek kararlar alması, Kapsüller Ülkesi, yapış yapış Merulus tünelleri, yaşlı Efron, Re’lerin ve yaşlı Globanların acı sonları... Her şey tam dört ay sürecek uzun ömrünün kalan günleri için deneyim kazanmasına yardımcı olmuştu. Emin olduğu bir şey vardı o da asla ismini Efron koymayacağıydı. Eğer ismini Efron koyarsa o karanlık Elvis gölüne daha erken düşeceğini ve dış dünyanın acımasız iklimiyle daha erken yüzleşeceğini düşünüyordu. O yüzden ismi asla Efron olmayacaktı.

Eylül 02, 2011

Globan Yolu - 6


Kapsüller Ülkesi elipsoid şeklinde fakat sadece bir kutbundan basık olan bir dünyaydı. Milyonlarca kapsülün bir araya gelmesiyle kurulan bu ülkede her kapsül karmaşık tünellerle donatılmıştı. Merulus adlı bu tünellerde globanlar en ürkütücü yolculuklarını yapıyorlardı. Karanlık tüneller, bir saç yumağı şeklini alarak kapsüllerin içinde hiç bitmeyecekmiş gibi bir his uyandırıyordu globanlarda.
Genç globan Merulus tüneline girince teninde bir soğukluk hissetti. Bu karanlık tünellerde o kadar ürpertici bir atmosfer vardı ki, tünelin yapışkan havasını solurken, sağından solundan kendisine çarparak geçen diğer globanları adeta unuttu.
Şaşkın bakışları, çıktıkları uzun seferde kendilerine eşlik eden cansız Re’lerden birisinin tünelin duvarına çarparak kayboluşuna şahitlik etti. Varlık alemindeki ölümlüler, globanların “Re” adını verdikleri terlerini, globanların varlık alemini dolaştıkları akıntının içine bırakıyorlardı. Merulus tünelinin dar ve yapışkan duvarları globanların genzinde acı bir yanma hissi veren Re’leri acımasızca yutarken duvarlardan yükselen homurtu, kulakları sağır eden bir çığlığa dönüşüyordu.
Genç globan buradan bir an önce kurtulmak için heyecanla ileri doğru atıldı. Ne var ki bu kadar kalabalık bir ortamda, üstelik daracık ve yapış yapış bir tünelde bir adım bile ilerlemek büyük bir çaba gerektiriyordu.
Son bir gayret kendisini ileriye doğru attığında karnında bir hareketlenme hissetti. “Şimdi ne sırasıydı?” diye düşünmesine kalmadan bu hareketlenme büyük bir dalgalanmaya dönüştü. İçinde bir girdap var gibi hissediyordu, derisinin kızılı iyice belirginleşti. Zihni de uyuşmaya başlayınca bir şeylerin ters gittiği düşüncesi bütün bedenini sarstı.
Olduğu yerde bir müddet hareketsiz bekledi genç globan. Karnından ilk ayna dışarı fırlayınca neler olduğunu anladı, yüzünde beliren bir gülümsemeyle. Havada bir süre kararsızca asılı kalan parlak ayna Merulus tünelinin yapışkan duvarına doğru çekilmeye başladığında genç globanın karnından aynı anda binlerce ayna dışarı attı kendini. Diğer globanlar da oldukları yerde durmuş Kapsüller ülkesinin ölümlülerine hayat üflemeye başlamışlardı. Milyonlarca ayna Aynalar Ülkesinin güzelliklerini Kapsüller Ülkesine taşıyordu. 

Ağustos 31, 2011

Globan Yolu - 5


Genç globan, büyük bir gürültüyle açılan ve beyaz püskülleri akıntıda dalgalanmaya başlayan kapıya doğru heyecanla hamle yaptı. Artık hangi yolları seçeceğine karar vermişti. Tecrübe önemli bir şeydi herhalde ki yaşlı olan iki adam da kendisine tecrübelerine dayanarak nasihat etmişlerdi ama, bir de yüreğinden gelen ses vardı.
Genç globan püsküllere dokunmadan büyük bir maharetle kapıdan çıktıktan sonra süratle Ak Gölü terk etti. Koca bir tünelde milyonlarca globanla birlikte ilerlemeye başladı. Önüne nerede bir yol ayrımı çıksa yüreğinin sesine kulak verecekti. Böylece vermiş olduğu karar tamamen kendisine ait bir karar olacaktı ve sonuçlarında kimseyi sorumlu tutmak zorunda kalmayacaktı. Kendisini bile sorumlu tutmak zorunda değildi çünkü kararını yüreğinin sesiyle vermiş olacaktı.
Önüne ilk yol ayrımı çıktığında varlık aleminin aşağı bölgelerine götürdüğünü tahmin ettiği tünelden gitmeyi tercih etti. Sadece kendini akıntıya bırakması yeterliydi. Hem biran önce ilk konak yerine ulaşıp ölümlü canlara hayat üflemek istiyordu. Varlık aleminin yukarı bölgelerine giden tünelde yokuş yukarı sıkıntılı bir yolculuk söz konusuydu ve zaman alacağı kesindi. O yüzden kararından memnun ilerlemeye devam etti genç globan. Gülümseyerek ilk kararının ne kadar da isabetli olduğunu düşündü. Bir sonraki yol ayrımında da yüreğinin sesini dinleyecekti.
Koca tünelde yol almaya devam ederken karnında taşıdığı aynalara gitti düşünceleri. Aynaların her biri elips şeklindeydi ve ortalarında kocaman bir boşluk vardı. Aynaya bakan biri kendinden ziyade çevresinde var olanları görebilirdi bu aynalarda. Genç globan dudak büktü daha önce dikkatini çekmemiş olan bu önemli ayrıntıyı fark etmiş olmanın şaşkınlığıyla,
“Bir aynada kendini göremeyeceksen ne işe yarar ki o ayna? Ne tuhaf! Karnımda onbinlercesini taşıdığım bu aynalar ölümlü canlara hayat oluyor.”
Akıntıya kapılmış giden bir ayna yanında geçince bu işin sırrını da çözmesi gerektiğini düşünüyordu. Varlık alemindeki her işte olduğu gibi bunda da bir sebep ve açıklama olmalıydı.
Yanından geçtiği birkaç küçük tünelden sonra gözüne kestirdiği ilk büyük tünelden kendini akıntıya bırakıverdi. Yüreği burayı işaret etmişti. İlk Konağı bu tünelin diğer ucundaydı. Nicedir heyecanla ulaşmak istediği ölümlülerin dünyasına birazdan adım atacaktı.
Aşka gelip gidecekleri konağın ismini haykıran bir globan ateşe atlayan kelebekler gibi önünü sonunu düşünmeden savurdu kendini “Kapsüller Ülkesi”ne.
Kapsüller ülkesi, Aynalar ülkesinin hemen aşağısında Yafram Dağının ardındaydı. Yafram dağı sürekli iki ülke arasında salınarak dış dünyadan Aynalar ülkesindeki şeffaf perdelerin ardına halka şeklindeki aynaların yağmasına yardımcı oluyordu. Yafram dağı aynı zamanda Kapsüller Ülkesinin dahil olduğu aşağı varlık alemi ve Aynalar Ülkesinin de dahil olduğu yukarı varlık aleminin arasındaki sınırı oluşturuyordu. Bir de hem Aynalar ülkesinden hem de Kapsüller ülkesinden birer tane daha olduğunu söylüyorlardı yaşlı globanlar. Her şeyiyle birbirlerinin aynı bu ülkeler Yafram dağına dik çizilecek bir eksenin simetrik bölgelerinde bulunuyorlardı.      
            Genç globan Kapsüller ülkesine yaklaşınca iki koldan buraya girildiğini fark etti ama iki yolun da birbirinin aynısı olduğunu anlayınca kendini akışa bıraktı ve ülkenin ön tarafına açılan tünelden Kapsüller ülkesine giriş yaptı. Kapsüller ülkesinin göz alıcı güzelliği genç globanı adeta büyülemişti. Haznesindeki aynaların bir kısmını bırakacağı bu güzel ülkeyi hayranlıkla izlemeye koyuldu.

Ağustos 29, 2011

Globan Yolu - 4




İsminin olmadığı aklına gelince genç globan kendi kendine bundan sonra varlık aleminin her karışını gezerken büyük bir dikkatle gözlem yapması gerektiğini düşündü. Bu şekilde bilgi hazinesini genişletecek ve gelmiş geçmiş en güzel ismi bulabilecekti.
Büyük Ak Göle girişte heyecanını tarif etmeye kimsenin gücü yetmezdi. Gelecek büyük emri beklerken zamanın nasıl geçeceğini, çıkıştaki beyaz püskülleri atlattıktan sonra önüne çıkacak yolları neye göre seçeceğini düşünmeye başladı. Beklerken zaman geçmek bilmiyordu bir türlü. Yanına sokulan yaşı ilerlemiş bir globanı, dibine kadar sokulunca ancak fark etti.
“Genç, ne düşünüyorsun?” Munis sesi, isimsiz globanın içini okşadı.
“Düşünüyorum.”
“Ne düşünüyorsun? Bu varlık alemine neden geldiğini mi?”
“Yok, sadece buradan çıktığımda hangi yolu seçeceğime nasıl karar vereceğimi düşünüyordum.”
“Kolay.” dedi yaşlı globan. “Akıntı seni nereye savurursa oraya git. Neden gittiğini, gidince ne ile karşılaşacağını düşünme ki seçimlerini yargılamak zorunda kalmayasın.”
“Ama,” diye itiraz etti genç globan. “Daha önce başka bir globan seçimlerime dikkat etmem gerektiğini söylemişti. Yaşlanınca istesem de güç yetiremezmişim gençken yapabileceğim şeylere.”
“Sen bilirsin.” Yaşlı globanın pişmanlık taşıyan sesi titrek çıkıyordu. “Ben gençken hayallerimin, yüksek ideallerimin peşinden koştum hep, ne var ki hiçbir şey planladığım gibi olmadı. Bunu ancak şimdilerde anlıyorum.”
Ak Gölün içinde artan basınç sefere çıkma zamanının geldiğini bildiriyordu. Büyük salonun düz olmayan kalın duvarları yavaşça birbirlerine doğru yaklaşmaya başlamıştı. Basınç en yüksek seviyeye ulaşınca bütün globanların, sitanların ve lantillerin bedenleri şiddetle gerilecek ve ortama bomba gibi düşen sesle sefer başlayacaktı. Yaşlı globan anlatmaya devam etti.
“Ama belki de o globan haklıdır. Ben hep planlar yapıp da planlarımın benim arzu ettiğim şekliyle gerçekleşmemesiyle hayal kırıklıkları yaşadım. Sen eğer anı yaşayıp kararlarını olayların akışına göre dikkatli bir şekilde verirsen belki de geleceğin benimkinden daha parlak olur.”
Şimdiye kadar sadece dinlemekle yetinen genç globan iyice gerilen kızıl derisini rahatlatmak için olduğu yerde kıpırdadı. Yaşlı globanın söyledikleri, düşünce dünyasında daha önce hiç var olmamış soru işaretleri oluşturmuştu. Bakışları açılacak püsküllü kapıda yaşlı globanın söylediklerini düşünüyordu.
            Karar vermek ya da seçim yapmak bu kadar önemli miydi bir globanın hayatında? Yani bir tünelden değil de herhangi bir başkasından gitmiş olmak bu kadar etkiler miydi varlık aleminde olacakları?

Ağustos 28, 2011

Globan Yolu - 3



Sarı peltenin içinde koca iplik yumağını kustuktan hemen sonra büyük kardeşleri sitanlar ve küçük kardeşleri lantillerin doğumlarını hayretler içerisinde izlemişti.
Sitanlar çeşit çeşitti. Globanlar gibi birbirlerine çok benzemiyorlardı. Bir kısmı benekliydi ve karınlarında kocaman iki kütle taşıyorlardı. Benekleri diğerlerine oranla küçük olan bu tür sitanlara Sinofil denildiğini hatırladı genç globan. Sinofiller globanlardan cüssece daha iri görünüyorlardı ve varlık aleminde şiddetli depremlerin oluşmasına yol açan Paratinoid’lerle savaşmak için her türlü teçhizatla donatılmışlardı.
Bir diğer benekli sitan grubu koca benekli Ofillerdi. Ofillerin karınlarında da şekilsiz bir yumru vardı ve nüfusları en seyrek olan Sitanlar bunlardı. Kocaman ağızlarıyla görenleri dehşete düşürüyorlardı ve varlık aleminde en ücra karanlık kuytulara kadar ulaşıp ölümlülerin, artık hayat taşımayan cesetlerini ve dış dünyadan gelen istilacıları canlı canlı yok etmek için programlanmışlardı.      
Benekli olan diğer sitan grubu Narofil’lerdi. Narofiller Sitanların neredeyse yüzde doksanını oluşturuyordu ve sarı peltede globanlardan sonra en fazla Narofiller üretiliyordu. Onların da Ofiller gibi kocaman birer ağzı vardı ve varlık alemine gerçekleştirilen istilalara karşı çok önemli görevler üstleniyorlardı. Varlık aleminin en büyük düşmanlarından olan istilacı Tarolar ve Aktaların nüfusları  artınca ve benekli Ofiller canla başla onları ya yok ediyor ya da dış dünyaya kovuyorlardı.
Bir de beneksiz sitanlar vardı ki, onlardan Ofsitler globanların yoluna çok çıkmadıklarından onlar hakkında çok bilgileri yoktu. Sarı peltede üretildikten sonra varlık aleminde çok farklı bir boyuta geçiyor, karanlık, karışık labirentler dünyasında varlık aleminin dış dünyadan gelen istilacılara karşı savaşında strateji yöneticileri oluyorlardı. Aralarında Taro ve Aktalar tarafından işgal edilmiş ölümlü varlık alemi sakinlerini, acımasızca yok eden katiller grubu da vardı. Globanlar arasında ofsitlerin karınlarının vücutlarının büyük bir bölümünü oluşturduğuna dair söylentiler vardı. Genç globan, Ofsitlerden görebilmek için çok çaba sarf ettiği halde henüz bir tanesine bile rastlamamıştı.   
Sonuncu sitan grubu ise Onsitlerdi. Benekleri olmayan bu sitanlar koca ağızlarıyla zaman zaman Ofisitlerin yaşadığı karanlık labirentler dünyasına gidiyor, orada devasa boyutlara ulaşarak varlık aleminin en acımasız katillerine dönüşüyorlardı. Dev Onsitler, labirentlerdeki dehşet saçan görüntüleriyle varlık alemi sakinleri tarafından Ofraj ismiyle anılıyorlardı.
Sitanların haricinde globanların bir de lantil adlı küçük kardeşleri vardı. Lantiller globanlarla birlikte bütün varlık alemini tünellerde dolaşıyor ve görevlerini bekliyorlardı. Lantiller yaşamla ölüm arasında bir boyutta varlıklarını devam ettiriyorlardı. Varlık aleminden dış dünyaya istenilmeyen bir kaçak oluşması durumunda, bu kaçağı tıkamak lantillerin göreviydi. Hızla dış dünyaya doğru atılan globan ve sitanların önüne birer set oluyorlar, böylece varlık aleminin sürekliliği adına önemli bir rol oynamış oluyorlardı. Lantillerin yokluğunda dış dünyaya açılacak küçük bir kaçak bile varlık aleminin sonu olabilirdi.
            Genç globan bunları düşünürken çoktan Ak Göle yaklaşmıştı. Bu sefer girişteki beyaz püsküllere çarpmamaya gayret gösterecekti. Ak Gölden sonra asıl yolculuğu başlayacaktı. Varlık aleminde yaşayan milyonlarca ölümlüye karnındaki madenlerin tardımıyla hayat kaynağı aynalar taşıyacaktı. Yakınından süratle geçen globanlar, Sinofiller, Narofiller ve az sayıda Ofiller bu ilk büyük sefer öncesinde genç globanın heyecanını artırıyordu.

Globan Yolu - 2



Aceleyle beyaz parlak püsküllü bir yapısı olan kapıya doğru koşuşturmaya başladı genç globan. O kapının ardında yepyeni bir dünya vardı, ve bu, genç globanın heyecanına heyecan katıyordu. Doğduğu yerden şimdi ayrılmak üzere olduğu Kara Göl’e gelene kadar yarı uykulu vaziyette yolculuk yapmıştı. Bu yüzden varlık alemiyle ilgili hatırladığı şeyler silik birer görüntüden öteye geçmiyordu. Yine de, beyaz püskülleri kendini akıntıya kaptırmış globanların etkisiyle savrulmaya devam eden kapıya doğru ilerlerken, bu kapının ötesinde gördüklerini hatırlamaya çalıştı.
Bu varlık alemine uyanması iki ucu şişkin, oldukça uzun bir tünelde gerçekleşmişti. Gözenekli ve sert bir dış koruma kalkanı olan bu tünelin iç kısmı yumuşak, yapışkan, sarı bir pelte ile doluydu. Bütün globanlar ve globanların büyük kardeşleri sitanların doğdukları yer burasıydı. Globanlar doğduklarında sitanlar gibi koca bir karınla uyanıyorlardı ve aslına bakılırsa koca karınlı oldukları bu zamanlarda kardeşleri sitanlar dahil hiç kimse onlara globan demiyordu. Gerçek bir globan olabilmek için on binlerce maden parçacığını karınlarına tıka basa doldurabilmeleri gerekiyordu. Kırmızı renkli, sayıları yüzbinleri bulan maden parçacıklarını yutabilmeleri ancak karınlarındaki büyük bir yumak ipliği kusmalarıyla mümkündü. Beyaz renkli bu yumağı kusmaları onların ileride bir daha çocuk sahibi olabilmelerini imkansız kılıyordu ama kutsal seferlerinde bütün varlık alemine yapacakları hizmet onları bir an bile tereddüt etmeden gerçek bir globan olma yolunun en zor aşamasında motive etmeye yetiyordu. İlk aşamayı başarıyla geçip ip yumağını bin bir güçlükle kusan globanların karınlarında sırtlarına doğru kocaman bir göçük oluşuyordu. Sonradan yuttukları madenler bile karınlarını eski şişkin haline getiremiyordu ve bütün ömürlerini karınları sırtlarına yapışık şekilde geçirmek zorunda kalıyorlardı. Aslına bakılırsa bu o kadar da kötü değildi. Göz alıcı parlak kırmızı derileri güzelliklerini bütün açıklığıyla ortaya koymaya yetiyordu. Bir de kolları ve bacakları yoktu ve içeriye göçük karınları ihtiyaç duydukları şeyleri taşımak için bulunmaz bir fırsat oluyordu globanlar için.
Düşüncelerinden sıyrılan genç globan arkadan ittirenlerin de yardımıyla beyaz püsküllü kapıya kolayca ulaştı ve sert, bir o kadar da tüylü kapı püsküllerinin parlak kırmızı derisine sürtünmesiyle koca bir kahkaha savuruverdi. Çevresinde kendilerini akıntıya bırakmış diğer globanların ters bakışları arasında bir daha bu püsküllere dokunmamaya dikkat ederek ilerlemeye çalıştı.
Yanına sokulan genç ama daha deneyimli bir diğer globan gülümseyerek selamladı ilk seferine çıkan acemi globanı,
“Merhaba acemi yolcu. Püsküllerle bu kadar samimi olduğuna göre ilk seferine çıkıyor olmalısın?”
Deneyimli globan tane tane konuşuyordu.
“Benim ismim ‘Orak.’”
Acemi globanın isminin olmasına şaşırdığını hissedince yüzündeki gülümseme iyice belirginleşti.
“Bir isim seçmek için ilk yedi seferi bitirmeyi bekleyemedim. Bu benim 6. seferim ve çoktan bir isim seçtim kendime. 3. seferimde yaşlı bir globan anlatmıştı.” diye hatırlamaya çalıştı Orak. Çok fazla vakitleri olmadığını bildiğinden, aklına geldiği kadarıyla anlatmaya devam etti. Karınlarındaki iplik yumağını kusmalarının kaçınılmaz bir sonucu da işte böyle güçlükle hatırlayabilmeleri oluyordu anılarını.
“Herkes orak olamaz, dedi yaşlı globan.” diye devam etti Orak. “Bin globandan ancak biri olabiliyormuş...”
Büyük bir tünelden geçiyorlardı ve genç globanın ilk kez çıktığı küçük seferin son durağı olan konaklarına varmalarına az bir zamanları kalmıştı. “Aynalar Ülkesi”ydi küçük seferin son durağı. Her büyük seferden sonra küçük sefere çıkıp Aynalar Ülkesi’nde ayna topluyordu globanlar.
Orak hikayesini daha bitirmemişti ki, Aynalar Ülkesi’nin sınırlarından içeri girdiler. Burada binlerce küçük tünel vardı ve genç globan ilerledikçe tünellerin daraldığını ve akıntının yavaşladıklarını hissetti. Bu tünellerin hepsi şeffaf perdeler dünyasına açılıyordu. Genç globan Orak’ın sadece uzaktan gelen sesini duyabildi. Farklı tünellere doğru sürüklemişti akıntı onları.
“Orak olabilen biri olursa, sonra bütün globanlara da öğretebiliyormuş nasıl orak olunduğunu.”
Sesi duyamaz oldu çok geçmeden.
Aynalar şeffaf perdelerin ötesinde, varlık aleminin yukarı kapısından tane tane yağıyordu “Aynalar Ülkesi”ne. Aynalar Ülkesi globanların karanlıkta yaşamaya alışmış bedenlerinin varlık aleminin dışındaki dünyanın ışığına en yakın oldukları yerdi. Burada globanlar iyice yavaşlıyor ve şeffaf perdelerin ardından topladıkları aynaları büyük bir özenle yutarak karınlarına hapsediyorlardı. Karınları aynalarla dolunca derilerinin kırmızısı o kadar parlak, o kadar alımlı oluyordu ki bazen globanlar Aynalar Ülkesi’nin cazibesine kendilerini kaptırıp buradan hiç ayrılmamayı hayal ediyorlardı. Fakat arkadan gelen ve aynalara aç diğer globanların ittirmesiyle bir hülyadan uyanır gibi silkinip hızlanmaya başlıyor, ardından küçük seferlerinin başlangıç noktası Kara Göl’ün hemen yanında olan diğer bir salonun yolunu tutuyorlardı, “Ak Göl”.
Ak Göl yolunda aklı yine varlık alemine doğduğu diyarlara gitti. Sarı peltenin içinde koca iplik yumağını kustuktan hemen sonra büyük kardeşleri sitanlar ve küçük kardeşleri lantillerin doğumlarını hayretler içerisinde izlemişti.

Ağustos 27, 2011

Globan Yolu - 1


Heyecandan yerinde duramıyordu ilk seferine çıkacak globan. Olduğu yerde sağa sola hareket ediyor, etrafındaki diğer globanlar gibi yüksek sesin vereceği emri bekliyordu. Kendisini çok zinde hissediyordu hissetmesine ama ilk kez çıkacağı sefer heyecandan bütün bedenini titretiyordu. Yaşlısından gencine, irisinden ufağına milyonlarca globanın bekleştiği, çok geniş bir salonda sabırsızlıkla teçhizatlarını kontrol etmeye başladı. Her şeyin yerli yerinde olduğundan emin olduğunda, çok önemli bir şey hatırlamış gibi hareket etmeden kalakaldı olduğu yerde. Aniden etrafta kendisinden daha bilgili birilerini aramaya başladı;
“Genç globan isminin ne olduğunu bilmiyordu.”
Bu önemli detay daha önce neden aklına gelmemişti acaba. Şimdiye kadar kimseyle konuşma fırsatı bulamayacak kadar genç olmasından olabilirdi belki de.
“Acaba diğer globanların isimleri var mı?”
Çekinerek, yaşlı olduğunu kırışmış ve kararmış derisinden anladığı bir globana yaklaştı.
“Afedersiniz, size bir soru sorabilir miyim?” Heyecanı gergin derisinde zor fark edilir bir titremeye neden olmuştu.
“Tabi sorabilirsin genç” dedi yaşlı globan. “Ama acele etmezsen sorunu soramadan birazdan verilecek emre itaat edip salonu terk etmek zorunda kalacağız.”   
Genç globan utanarak kısık sesle sordu sorusunu,
“Şey, ben ismimi bilmiyorum.”
Genç globanın yaşamının ilk çağlarında olduğunu gösteren parlak kıpkırmızı derisi yaşlı olanını çok eski zamanlara götürdü. Kısa bir dalgınlığın ardından gülerek yaklaştı genç globana,
“Biz globanların ismi olmaz.” dedi, “ama çok istersen bir isim koyabilirsin kendine.”
“Ama nasıl olur? Bu kadar globan birbirini nasıl tanıyor. Nasıl birbirlerini diğerlerinden ayırt edebiliyorlar?”
Gencin masum sorusu yaşlı olanı gülümsetmişti. Kendisinin de bu kadar saf olduğu ve derisinin göz alıcı kırmızısının gören bütün globanları kıskandırdığı zamanları hatırladı. Varlık aleminde henüz hiçbir yer görmemiş olduğu ve var olan her şeyin kendisi için var olduğunu düşündüğü zamanlardı o zamanlar. 
Emrin geleceği giderek yükselen basınçtan anlaşılıyordu. Yaşlı globan aceleyle cevapladı,
“Hiçbir globan bir diğerini tanımak zorunda değil.” dedi.
Emrin habercisi basınç iyice artmıştı. Yaşlı globan basıncın etkisiyle birbirlerine sokulan diğer globanların arasında genç globanı kaybetmemek için iyice yaklaştı.
“Sadece arkadaşlar edinebilirsin kendine ama onları ne zaman kaybedeceğini bilemezsin. O yüzden en iyisi hiç arkadaş edinme. Bu tavsiyemi unutma sakın.”
Hepsi ilk bakışta birbirinin aynıymış gibi görünen milyonlarca globan arasında kaybolan yaşlı globanın söylediklerini anlamaya çalışırken vücudunun bütün zerrelerinde hissetti gelen emri. İsmi “Kara Göl” olan bu salonu terk edip uzun yolculuğuna başlamalıydı artık. 
Globanların giderek artan hareketliliği de seferin başlangıcı için heyecanlandıklarının en güzel göstergesiydi. Emrin en şiddetli şekilde hissedileceği ana kadar nefesini tutmak istedi. Bir yandan da isminin ne olabileceğini düşünüyordu. Heyecandan mı, gençliğin vermiş olduğu cehaletten mi, ilk seferin yaklaşmasıyla artan korkusundan mı bilinmez bir türlü güzel bir isim bulamıyordu. Sinirlerinin iyice gerilmiş olduğu bir anda yaşı kemale ermiş bir diğer globan yaklaştı.
“Biraz önce yaşlı globanla konuştuklarınızı duydum.” dedi umursamaz bir tavırla. “Benim de bir ismim yok ama hayat tecrübem var. Bu kesinlikle daha önemli. Yani tecrübe sahibi olmam bir ismim olmamasından daha çok şey ifade ediyor benim için.”     
Genç globan anlamadı söylenilenleri ama nefesini tutmaktan vazgeçti ismi olmayan bu globanı dinlerken.
“Ama tabi sen bir ismin olmasını isteyebilirsin, bu en doğal hakkın. Fakat bunun kimsenin umurunda olmayacağını söylemek zorundayım.”
Niye şimdi tam da ilk seferine çıkacakken böyle huysuz bir globanla karşılaşmıştı k? İçinden hayıfla meydan okurcasına söylendi.
“Sen ne söylersen söyle benim bir ismim olacak. İsmim olmazsa neye yarar ki bir globan?”
İsimsiz globan biraz sonra kaçıncısı olduğunu çoktan unuttuğu yeni seferine çıkmak için hazırdı. İlk zamanlardaki hevesi kaçmış sadece bir rutini tekrar edenlerin gevşekliğiyle basıncın en yüksek seviyeye ulaşmasını bekliyordu. Vücudundaki gerginlik arttıkça artık eskisi kadar dinç ve zinde olmadığının daha iyi fark ediyordu. Söylediklerinden hiç de hoşnut olmadığını anladığı genç globana son kez seslendi. Onu bir daha görmesinin mümkün olmadığını gayet net biliyordu.
“Şimdi çıkacağın sefer büyük sefere bir ön hazırlık. Her globan iki çeşit seferi sürekli tekrar eder. Biri küçük diğeri büyük bu iki sefer, varlık aleminin, devamlılığı için olmazsa olmazlarındandır. Küçük seferde karnındaki madenlerin her birine dört büyük parlak ayna yapışacak ve büyük seferde ulaşacağın konaklarda bu aynalarla hayat olacaksın ışığını kaybetmeye başlayan ölümlülere.”
Artan hareketlenmeyle birlikte kendisinden uzaklaşmaya başlayan genç globana sesini duyurmak için bağırmaya başladı.
“Delikanlı, çıktığın bu seferi belki yüzlerce kere tekrar edeceksin. Ama şunu bil ki ilk yedi seferinin diğerlerinden çok daha önemli ve değerli olduğunu çok zaman sonra fark edeceksin. Tecrübe dedim ya, ben bunu tecrübe ettim işte. Sakın aklından çıkarma, yedi seferin her birisinde farklı bir yol denemelisin. Bu yolculukta her yol seni ayrı bir konağa götürür, birbirinden çok farklı özelliklere, fıtratlara sahip ölümlülerle dolu konaklara. Sadece gençken kendinde yeni yolları denemek için gerekli heyecan ve enerjiyi bulabilirsin. Yaşlanınca artık akıntı nerede daha kuvvetliyse senin yolun da orası olur. Dediklerimi sakın unutma.”
Milyonlarca globanın artık neredeyse iç içe geçmiş olduğu Kara Göl’de basınç o kadar yüksekti ki oluşacak en küçük bir boşluktan dışarıya globanların son sürat fırlaması an meselesiydi. İsmi olmayan globan son bir gayretle genç olana seslendi,
“Gerçekten isminin olmasını çok istiyorsan bu yedi sefer sonrasında isim seç kendine.”
Sözünü bitirir bitirmez salonda büyük bir gürültü koptu. Açılan kapılardan birbirinin aynı milyonlarca globan dışarıya atıldı. Hepsi midelerinde taşıdıkları değerli madeni, varlık aleminin dört bir ucuna ulaştıracakları aynalarla süslemek için birbirleri ile yarışıyorlardı adeta. Midelerindeki maden, derilerinin parlak kırmızı renginin en güzel tonuyla açığa çıkasını sağlıyordu.
Kalabalığın arasında, ismini yedinci seferinin sonunda seçmeye karar vermiş olan genç globan da büyük bir gayretle ilerlemeye başladı. Midesini son haddine kadar doldurmuştu. Gideceği konaklarda karnındaki madenlerle taşıyacağı aynaları dağıtarak varlık aleminin devam etmesi için gerekli olan bu görevini eksiksiz yerine getirmiş olmak istiyordu.